TBMM Tutanaklarından

9 79

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, Türk milleti bölünmüş, bölücülük gibi konular Türkiye’nin çok zamanını aldı. Türkiye’nin birliği açısından Recep Tayyip Erdoğan isminin ne anlama geldiğini milletimiz çok iyi biliyor. Aslında parlamento da çok iyi biliyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Abdullah Öcalan da iyi biliyor, açıklamış bugün. 10 yıldır…

                                                      -28 Şubat 2013 tarihli Tutanak sayfa 34.

5 65

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Burada herhâlde şimdiye kadar böyle konuşmalar duyulmamıştır. BDP Grubundan Sayın Akat’ın yaptığı konuşma kanımızı dondurdu. Sanki başka bir devletin parlamenteriydi, bize “Siz.” diye diye inanılmaz şeyler söyledi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Devletin değil, Türkiye’nin parlamenteriyim.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir)- AKP’nin, Türk ulusunu tarihten silmeye, Türk vatandaşlığını tarihten silmeye dönük olan girişimlerinde BDP’yle nasıl iş birliği yaptıklarını onun konuşmasında gördük.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yok öyle bir şey. Ne alakası var?

OKTAY VURAL (İzmir) – AKP-BDP koalisyonu zaten!

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Öyle bir şey nasıl yok? Anayasa Uzlaşma Komisyonuna vatandaşlık maddesi için partiniz ne önerdi arkadaşlar? “Türk vatandaşlığı”nı değil, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı”nı öneriyorsunuz. Başbakanınız salı günü “Bizim temelimiz Anasırı İslam’dır.” diyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – “Türklük ırkçılıktır.” diyor.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Doğru söylüyor.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – “Ve biz bunu tarihten sileceğiz.” diyor. Burada büyük Türk milleti önünde yemin ettiniz, büyük Türk milleti önünde yemin ettiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz ulusalcı değiliz, biz ırkçı değiliz. O Anayasa’yı değiştireceğiz.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – O büyük ulusal parti olarak, tek tek şahıs olarak ihanet ediyorsunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Anayasa’yı size rağmen değiştireceğiz.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Sosyal demokrasiye “militarizm” demek ha?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sosyalist Enternasyonel’den de kovduracağız; merak etmeyin. Hem burada ulusalcılık yapıp hem dünyada solculuk yapamazsınız.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Kürt milliyetçiliğini bana “ilericilik” ve “bağımsızcılık” diye yutturamazsınız. Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz asla milliyetçi değiliz, siz ulusalcısınız, ulusalcısınız!

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, AKP ve BDP iş birliğinin yaptığı şey tektir. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de siz sorunu Türk sorunu yaptınız.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sizi Sosyalist Enternasyonel’den de attıracağız, hiç merak etmeyin.

SIRRI SAKIK (Muş) – Vallahi, Türkiye’de sizin faşist anlayışınız var.

%20

http://www.faktor301.com/wp-content/uploads/2011/12/TBMM-Genel-Kurulunda-BDP-Mu%C5%9F-Milletvekili-S%C4%B1rr%C4%B1-Sak%C4%B1k-Small-300×204.jpgBİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Bundan sonra biz savunmadayız, bundan sonra meşru müdafaa hakkı için saldırıdayız. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hodri meydan! Hodri meydan!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Şu anda en büyük bela sizsiniz! “Sosyal demokrat” lafını bir daha kullanmayın.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne konuşuyorsun be!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hadi oradan! Yürü yerine! (CHP ve BDP sıralarından gürültüler)

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Buradan beni kovacak pozisyonda değilsiniz.Sayın Başkan, görüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Beni yerime davet etme pozisyonunda değilsiniz siz. Ne demek yahu?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hadi! Hadi! Hadi!

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Efendim, hem hakaret ediyorlar hem ondan sonra da arkalarını dönüyorlar. Yok böyle bir şey! Özür istiyorum. Özür dilemesini istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hadi oradan!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne özrü ya?

BAŞKAN – Sayın Güler, oturun lütfen.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Senden mi özür dileyeceğim? Çok beklersin! Hadi!

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Türk ulusundan siz özür dileyeceksiniz.

BAŞKAN – Sayın Güler, lütfen oturur musunuz.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – O hareketle de ilgili özür dileyecek. “Hadi!

Hadi! Hadi!” deme hakkı yoktur. Bakın, Türk ulusuna hakaret ediyorsunuz…

BAŞKAN – Doğrudur, anladım da ne yapabilirim Sayın Güler? Ben “Yerinize oturun.” demek durumundayım.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Kişisel olarak da hakaretleri önlemiyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen… Ne yapmam gerekir? Yapayım, söyleyin yapayım, lütfen.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Uyarınız efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü kesmeniz gerekiyor.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – “Hadi! Hadi! Yürü! Yürü!” Bu hareket ne? Bu hareket ne?

BAŞKAN – Anladım da ne yapmam gerekiyorsa yapayım Sayın Güler.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Ya, sizin hareketiniz ne? Geçsene!

BAŞKAN – Lütfen oturun Sayın Milletvekili.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Hareketle hakaret ediyorsunuz. Grubumuza hakaret ediyorsunuz.(CHP ve BDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

3 50
monsanto2

Başka hoşluklar da oluyor. BDP’li vekillerin konuşmalarında “ülkemiz… ülkemizde” sözcüklerindeki ‘biz/bizim’e rastlamak gibi.

Gelelim yılın ilk kazığı 1 Ocak 2012’de yürürlüğe giren, Hal Yasası diye bilinen Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun‘a. Aşağıda kısaltarak yaptığım alıntılar, bu yasanın görüşüldüğü 11 Mart 2010 tarihli TBMM tutanaklarından.

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/Tutanak_B_SD.birlesim_baslangic?P4=20599&P5=H&PAGE1=1&PAGE2=61

(Sayfa 33)Mehmet Ali Susam-CHP:

Bu kanunda üretici örgütsüz bir noktadadır. Örgütsüz üretici serbest pazar ekonomisi içerisinde pazara hâkim olan büyük güçler tarafından istediği gibi yönetilir. Üreticinin zayıf olduğu noktasındaki eleştirimize Hükûmet “Hayır.” demişti ama bir önerge verdiler. Gerekçeleri ne biliyor musunuz? “Malların pazarlanmasında toptancılık sektörünün gelişmesi ve üreticilere mallarını toptancılar üzerinden pazarlayabilme olanağının sunulması ve depolama, ambalajlama, taşıma gibi konularda üreticilere nazaran daha iyi organize olan toptancıların piyasadaki faaliyetlerini etkinleştirmesini teminen toptancılar tarafından üreticilerden toptan olarak alınan malların toptancı hallerinde yine toptan olarak satılmasına yönelik düzenleme yapılması.” Ne diyorlar bu gerekçede biliyor musunuz? “Üretici toptancı hallerinde mal satamayacaktır çünkü örgütlü değildir, hiçbir kaynağı yoktur. Toptancı daha iyi örgütlüdür. Onun için üreticinin mallarını toptancı hallerinde toptancılar satsın.”

Bu yasada üreticiyi, örgütsüz üreticiyi büyük satın alma gücü olan insanlar karşısında çaresiz bırakıyorsunuz.

(Sayfa 36) Akif Akkuş-MHP:

Bu yasanın üreticiye ve tüketiciye fayda getirmeyeceğini anlamış bulunuyoruz. Belediyelerin de gelirleri azaltılmakta. Bu işten kim kâr edecek diye düşünmekten geri duramıyorum. Ha, kim kâr edecek? Bunları toptan alıp toptan değerlendiren kişiler kazançlı çıkacak veya rant sağlayacak gibi gözüküyor bu yasanın gerçekleşmesiyle.

Her yıl yaklaşık olarak 30 milyon ton civarında sebze, 15-16 milyon ton civarında da meyve üretilmektedir. Üretilen bu sebze ve meyve tam olarak değerlendirilebilse ülkemizin dışarıdan birtakım borçlar aramasına da ihtiyaç kalmayacak çünkü üretilen bu ürünün 40 milyar TL’lik bir katma değer sağlayabileceltir. Ancak, ürünün bir kısmı heba olmakta, tam olarak kullanılamamakta ve bu miktar yüzde 25 civarında.

(Sayfa 38-39) Mehmet Akif Paksoy-MHP:

Yasa yapıyoruz, sorunları metinlerin çözmesini bekliyoruz. Hükümet diyor ki: “Bu yasayla kayıt dışılığı kayıt altına alacağız, üreticiyi koruyacağız, ürünlere standart getireceğiz, fiyatları kontrol altında tutacağız vs. vs.” Ancak biz şu ana kadar tüketiciye sunulan ürünlerin standardı, güvenilirliği, hatta fiyat kontrolü konusunda yapmamız gerekenlerin hangisini yaptık? Hiçbirisini veya çok azını. Gidin bir semt pazarına, buradan sorumlu kim? Belediye. Diğer sorunları bir yana, temizlik ve ölçü tartı konusunda bir denetim var mı? Yok veya yetersiz.

İhraç ettiğimiz bir kısım ürünlerimiz Avrupa Birliği ülkelerinden, Rusya’dan, standartların üzerinde kimyasal kalıntı içerdiği için geri çevriliyor veya uzun süre “denetim” adı altında bahse konu ülkelere girişi engelleniyor. Bundan kim mağdur oluyor? Elbette üretici. Peki, Tarım Bakanlığı bugüne kadar bahse konu engellemeleri ortadan kaldırmak için ne yapıyor? Sadece seyrediyor.

Daha vahimi: fazla kimyasal içerdiği gerekçesiyle ihracı engellenen bir kısım tarım ürünlerinin iç piyasaya sürüldüğü konusunda haberler çıkıyor. Üretici zaten zora girmiş, bir de tüketicinin kafası karışıyor. Tarım Bakanlığı bu konuda ne yapıyor? Yine seyrediyor.

Bu yasa, tıpkı küçük esnafın sizin çok övündüğünüz alışveriş merkezleri karşısında ticari hayattan çekilmek zorunda kaldığı gibi, kendi hâlinde üreten, bu sayede namerde muhtaç olmadan geçimini temin eden küçük çiftçimizin de üretimden kopuşunu hızlandıracaktır.

(Sayfa 39-40) Hüsnü Çöllü-CHP:

Yeni bir sistem getiriliyormuş gibi bir sunum yapılmakta ama gerçekte bu böyle değildir. 40 milyar liralık sektörde yüzde 25 ürün kaybı var, yüzde 70 kayıt dışılık var. Yani sekiz yıldır bu alanı benzer bir düzenlemeyle iktidar olarak yöneteceksiniz ama böylesi bir tabloyu, yapılacak yeni düzenlemeye gerekçe olarak önümüze koyacaksınız. Bunu anlamak mümkün değildir. Mevzuat uygulanmamaktadır, bundan sonra uygulanacağının da teminatı yoktur.

Bu yasayla kayıt dışılığı önlemek söz konusu değildir. Bildirim yönteminde denetim nasıl sağlanacak? Antalyalı üreticimiz 50 kuruştan, 1 liradan ürününü satıyor, hatta bazen satamıyor, denize döküyor, yollara döküyor. Ankara, İstanbul’da aynı ürün 2 lira ile 3 lira arasında yani 4-5 kat farkla değer buluyor. Bu fark kimin cebine giriyor? Birileri Antalyalı üreticimizin sırtından çok büyük paralar kazanıyor.

Dün, hal rüsumunun eşit ve adil paylaşımı için verdiğimiz önergeyi reddettiniz, kendi önergelerinizle Bakanlar Kuruluna yetki verdiniz. Üretici iller üzerinden Ankara ve İstanbul’a, hem de belki hiçbir yük ve sorumluluk üstlenmeden, yüzde 75 gibi bir pay vermenin vicdanları rahatsız ettiği ortadadır, ama nedense, bunu düzeltmek yerine kendinize yetki almayı tercih ettiniz. Burada kanun yapılırken adil davranılmazken, Bakanlar Kurulunda adil davranılacağının garantisi nerededir? Kendi belediyelerinizi kurtarmak için bir sistemi mahvediyorsunuz. Üreticileri, bu sistemde en önemli nokta olan üretici hallerini bu yasayla cezalandırıyorsunuz. Bu düzenlemeden bu ülkeye hayır gelmesi mümkün değildir.

Bir yandan modern haller yapılsın isteyeceğiz bir yandan halleri sadece kayıt merkezi durumuna getireceğiz. Bu çelişkidir. Denetim belediyelerden alınmakta, Bakanlığa verilmektedir. Şehrin giriş ve çıkışında ve kontrol noktaları kurulacak; peki, Bakanlığın denetimi yapacak yeterli personeli var mıdır? Peki denetim noktaları bu zamana kadar neden oluşturulmadı?

Hallere ve pazar yerlerine ilişkin bir dizi yasak ve cezalar var. Komisyonculara bir dizi yasak ve cezalar getirilirken ve bazı konularda iki kez aynı cezayı alanlara iş yerini kaybetme gibi ciddi bir yaptırım getirilirken, hal dışı satışlarda bildirim yapmayana yalnızca rüsum cezası verilmesi adil ve caydırıcı olmayacaktır. Bu tasarının amacı kayıt dışılığın önlenmesi ise, hal dışı satışların daha ciddi bir şekilde denetlenmesi gereklidir.

Üretim noktasından tüketim noktasına kadar fiyatlar 3-4 katına ulaşıyor. Bu düzenleme böyle yasalaşırsa hal dışı komisyoncular türeyecektir, büyük marketlerin komisyoncuları türeyecektir. Komisyoncu bu durumda halde niye uğraşsın? Birileriyle anlaşır, onlar adına alım yapar, bildirim konusunda da, denetim sağlıklı olmazsa, istediği zaman istediği miktarda bildirimi yapar.

Her şeyden önce üreticiye destek verilmesi zorunludur. Üretici bitmiştir, üretici nefes alamaz noktaya gelmiştir. Üreticinin ürettiği para etmez durumdadır. Banka kredisi borcu vardır üreticilerin.

Bakın, beş altı yıldır domatesin, salatalığın, biberin üretici fiyatlarında bir değişim var mı? Demre, Kumluca ilçelerimizden vatandaşların bize söyledikleri “Beş altı yıl önce domates 600 liraydı, yine aynı para. Ama gübrenin fiyatı o dönem 12 lira, şu an ise 70, 80, 90 lirayı buldu. Mazotun, ilacın, fidenin fiyatı da aynı oranlarda yükseldi.” Üreticinin emeğine yazık değil mi değerli milletvekilleri? Emek bu kadar ucuz mu olmalıdır?

Bu tasarıyla, üretici, büyük marketlerin, tekellerin insafına terk edilecek, emeği daha da ucuzlayacaktır.

(Sayfa 41-43) Yılmaz Tankut-MHP:

“Önce ülkem, sonra partim, sonra ben” yerine “Önce ben, sonra yakınlarım, daha sonra da partim.” diyen bir anlayıştan, üreticinin, esnafın, ihracatçının, tüketicinin sorunlarına gerçekçi ve önerilere açık bir bakış açısı beklemek beyhudedir. Bugüne kadar ülkemizin ve milletimizin pek çok sorunuyla ilgili çok sayıda önerge sunup teklif verdiğimiz hâlde ne yazık ki bunların hemen hemen hiçbirisi AKP tarafından dikkate alınmamıştır.

İşte, bu anlayış, kendisinden başkasını yok sayan, başkasının görüş ve düşüncesine tahammül edemeyen bir zihniyetin tezahürüdür ki Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden birisi de budur. Sorunların çözümüne dair samimiyeti olmayan bu anlayış, ne acıdır ki kurumlar arası çatışmadan medet ummakta, insanlarımızın manevi duygularını ve dinî hassasiyetlerini siyasi rant alanı olarak görmekte, kutuplaşmayı ve ayrışmayı ise zenginlik olarak kabul etmektedir.

(Sayfa 44) Nuri Yaman (BDP):

Görünen o ki Hükûmetin rekabetten anladığı tek şey tekelci rekabettir, kartelleşmektir. Hallerin özelleştirilmesi hâlinde şirketler üretici örgütlerine kesinlikle yer vermeyeceğinden, Hükûmetin sözüm ona bu kesimlere vermiş olduğu haklar tamamen ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla arz ve talep dengesi, pazarda karşı karşıya gelen üretici ile tüketici arasında değil, o hali satın almış olan özel şirketler tarafından belirlenecektir.

Tasarı, iç pazara sürülen ürünlerin yüzde 70’inin kayıt dışı olduğunu söylemektedir. Kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almanın yolu, bu ticari faaliyetlerin getirisini büyük şirketlerin, mega marketlerin kazanç hanesine yazmaktan mı geçmektedir? Kayıt dışılığı kayıt altına alayım derken işleyen bir sistemi işlemez hâle sokabilecek bir düzenlemeye hiç de ihtiyaç yoktur. Üretim merkezlerinden ürünler çıkmadan kayıt altına alınabilir. Zaten belediyeler bu işi yapmaya çalışmaktadırlar. Belediyelerin bu işten ciddi bir gelirleri söz konusudur.

Üreticinin de vergisini vermesi gerekir, ancak bunun yolu halleri devreden çıkarmak değildir. Üreticileri market zincirlerinin insafına terk etmek olmamalıdır. Örneğin, üreticiler, bundan sonra Migrosların, Metroların, gros marketlerin veya Tansaşların insafına bu yasayla terk edilmiş olacaklardır. Türkiye’de yaş sebze ve meyve ticaretinde görülen yüksek kayıt dışılığın nedeni mevzuatın yetersizliği değildir. Asıl sorun mevcut mevzuatın uygulanmaması ve haklı rekabetin sağlanmamasıdır.

Şimdi yapılmaya çalışılan şey ise, halleri tamamen kamunun denetiminden çıkarmaktır. Hükûmet, tekelciliğe karşı olmayı kamu yönetimini etkisizleştirme olarak anlamakta ve böylece kimseye fark ettirmeden asıl tekelci piyasanın yolunu millete ve halka açmaktadır.

Bu düzenleme, bazı aksaklıkları ortadan kaldırmak pahasına, kurulu bir sistemin tamamen çökmesine yol açabilecek nitelikteki bir düzenlemedir.

Hükûmet, bu kanun tasarısıyla yine kimlerin temsilcisi olduğunu, hangi çıkar gruplarına, hangi güç odaklarına hizmet ettiğini bir kez daha göstermiştir. Siz, köylünün örgütlü olmadığı, tarım sektörünün ve kooperatiflerin devletçe desteklenmediği bir sistemde hangi eşitlikten ve hangi adaletten bahsediyorsunuz?

Tasarının gerekçesinde, Avrupa Birliği mevzuatına uyum sağlanması (??? halâ mı?-KNB) gerektiğine özellikle dikkat çekilmiştir. Sebze ve meyve fiyatlarında gerçekten ucuzluk isteniyorsa, öncelikle AB ülkelerinde olduğu gibi, ülkemizde de üretici örgütlenmesi bu anlamda teşvik edilmelidir.

(Sayfa 49) Ahmet Duran Bulut (MHP):

Dünya Bankası ve IMF politikaları çerçevesinde, görünen odur ki, üreticiyi tasfiye etmeye çalışıyorsunuz. Artık Balıkesir’in Altınova, Gömeç, Burhaniye ovalarında pamuk ekilmiyor çünkü Yunanistan’dan ithal ediyorsunuz. Bu yasada, “Yol kenarında üreticiler, tarlasında ürettiği ürünleri bulunduramaz, satamaz.” diye bir madde getirmişsiniz. Tarlalarında ürettikleri ürünleri tüccardan kurtulmak adına, evine bir ekmek götürebilmek için peşin ticaret yaparak organik ürettiği ürünleri satmaya çalışan insanlara neden engel oluyorsunuz?

(Sayfa 50) Mehmet Şandır-MHP:

Yaş sebze-meyve ticaretinde haller gerçekten önemli bir yer tutuyor. Hallerin işleticisi olarak belediyeler de çok önemli görevler üstleniyorlar. Özellikle kurulu hallerin sahibi, işleticisi olarak belediyelere bu kanunla, geçici 1’inci maddeyle önemli görevler yüklüyorsunuz; müzayede salonları, depolama alanları, tasnifleme ve ambalajlama tesisleri, laboratuvarlar, soğuk hava depoları ve buna benzer birtakım altyapıların yapılması yükümlülüğü getiriyorsunuz. Sordum “Kaynak gerekiyorsa tahsis edeceğiz.” dediniz ama tanıdığınız süre üç yıl, hâlbuki getirdiğiniz tasarıda beş yıldı. Yani üç yıl gibi kısa bir sürede bu altyapıyı yapamayan belediyelere de 100 bin Türk lirasına kadar para cezası vermeyi öngörüyorsunuz.

(Sayfa 55) Hüseyin Yıldız-MHP:

Sekiz yıldır “hazırlıyoruz” dediğiniz ancak Mecliste de önergelerle değiştirdiğiniz 471 sıra sayılı kanunla amacınız olan yaş sebze ve meyve ticaretini düzenleyeceksiniz. Bu doğrudur ancak uzun vadede bu tasarıyla belediyeler halleri kapatacaklar, üreticilik yapan küçük çiftçiler, üreticiliği bırakacak, komisyoncular iş yerlerini kaybedecek, hallerde çalışanlar, tüccarlar işlerini kaybedecekler, diğer işsiz bıraktığınız insanlarımız gibi işsizler ordusuna katılacaklardır.

Şimdiye kadar yaptığınız gibi bazı yandaş Harunları Karun yapacaksınız. Sebze ve meyve ticaretini marketler zincirine ve onun insafına terk edeceksiniz. Sonuç olarak da bakkalları yok ettiğiniz gibi manavları, semt pazarlarını ve halleri de yok edeceksiniz.

Sekiz yıldır “yüzde 70’i kayıt dışında” dediğiniz sektörü niye kayıt altına almayıp, kayıt altında olanlarla haksız rekabete maruz bıraktınız? Sekiz yıldır 72 milyona gıda güvenliği olmayan ürünler mi yedirdiniz? Aklınıza gıda güvenliği yeni mi geldi? Alışveriş merkezleri büyüyüp halkın ve sektörlerin tepkisi azalınca mı sebze ve meyve ticareti aklınıza geldi?

(Sayfa 57) Tayfur Süner-CHP:

Mevcut Kanun’da “Sebze ve meyvelerin toptan alım ve satımı toptancı halinde yapılır. Hal dışında alım ve satım yapılamaz.” denmesine karşılık, yüzde 70’lik kayıt dışını sekiz yıldır kayıt altına alamayan AKP Hükûmeti, bu kanunun kabulüyle birlikte kayıt dışılığı daha da artıracaktır. Her yıl görünen tabloda, çiftçi ürettiğini yollara ya da su kanallarına dökmektedir. Bu oran daha da büyüyecektir.

Bu kanun tasarısı hazırlanırken ilgili kuruluşlardan görüş alınmamıştır. Bu tasarının kanunlaşmasıyla:

1) Kayıt dışı artacaktır.

2) Belediyelerin rüsum geliri azalacaktır.

3) Toptancı halleri etkisizleşecek ve giderek kapanacaktır.

4) Belediyeler, temizlik, aydınlatma, güvenlik, bilgisayar altyapısı, soğuk hava deposu, laboratuvar ve bunun gibi görevlerini yapamayacaktır.

5) Üreticinin malı piyasa ortamında değil tarlasında, bahçesinde, günlük piyasadan bihaber olarak ucuz satılacağından üreticiler kaybedecek, büyük zincir marketler kazanacaktır.

6) Belediye rüsumunu yüzde 1 azaltmakla, sebze ve meyvenin tüketici fiyatı ucuzlamayacaktır.

(Sayfa 66) Rahmi Güner-CHP:

Türkiye’ye gerçekten döviz girdisi sağlayan ürün fındıktır. Fındığa sahip çıkmıyor bu Hükûmet.

Fındığın para etmemesinden bugün Karadeniz boşalmıştır. Neden sekiz sene içinde 8 Trabzon milletvekili 6’ya düştü, neden Giresun’da 5 milletvekili 4’e düştü? Neden Ordu’da 7 milletvekilinden 6 milletvekiline düştük? Neden 970 binlerden sizin İktidarınızda biz 700 binin altına düştük? Tek geçim kaynağı fındığı başkalarına peşkeş çektiniz, gençler Karadeniz’i terk ettiler, büyük şehirlerde iş aramaya başladılar.

(Sayfa 70) Tayfur Süner-CHP:

Bu tasarı kanunlaşırsa toptancı halleri Kamu İhale Kanunu’na göre kiraya verilebilecek, yani parası olan düdüğü çalacaktır. AKP, belediyelerimizin aleyhine çıkardığı bu kanunla büyük zincir marketlere yeni bir destek vermektedir. Üretim bölgesinde bulunan belediyeleri de Melih Gökçek ile Kadir Topbaş’ın tahsildarı hâline getirmektedir.

Bu yasa çıktıktan sonra, zincir marketler diğer sanayi ürünlerinde nasıl sanayicilerden raf parası alıyorsa üretici halinden gelen mallardan da raf parası alarak üretici hallerini bitirecektir. Üretici bu yasa tasarısından zarar görecektir.

İşte üzerinde bu tartışmaların yapıldığı Kanun, 1 Ocak 2012 tarihi itibariyle yürürlüğe girdi. Çokuluslu gıda tekellerine, Topbaş’a, Gökçek’e, bu yasayı çıkartmak için GDO’lu ürün kakalayan çokuluslu gıda şirketlerine, ağır rüşvet-komisyon aldığını düşündüğüm tüm iktidar partisi mensuplarına hayırlı olsun!

 

1 Ocak 2012

kiymetnadirbindebir@gmail.com

Yazıları oraya buraya kopya etmek için izin istemeniz gerekmez. Açıktır açıktadır…

0 0

KAMER GENÇ-Ben dün burada söyledim, dedim ki: Bunlar (yeni kurulan Bezm-i Alem, Turgut Özal, Sabahattin Zaim üniversiteleri) tarikat ve cemaat üniversiteleridir.

ÖMER FARUK ÖZ (AKP_Malatya) – Ne tarikatı ya? Hepsi vakıf üniversitesi.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunları niye böyle getirip de buradan hemen geçiriyorsunuz müzakeresiz? Çünkü buraya hazinenin çok kıymetli arsalarını vereceksiniz; çünkü tarikatlar kuvvetli, devleti yöneten tarikatlar, iktidarınızı yöneten tarikatlar. Dolayısıyla bunlara en kıymetli arazileri vereceksiniz, en kıymetli yerleri vereceksiniz, yine bunlara vergi muafiyetini getireceksiniz, gümrük muafiyetini getireceksiniz, gelir vergisi muafiyetini getireceksiniz ve burada bunlar çok büyük devlet kaynaklarından yararlanacak; ondan sonra da o imkânları aldıktan sonra devletin kesesinden zengin olacaklar arkadaşlarım.

Tutanağı görüntülemek için tıklayınız   (sayfa 24’ten alıntıdır)